|
GEDİZ'İN TARİHÇESİ
Gediz'in bilinen en eski tarihçesi M.Ö. Firikyalılar
dönemine rastlamaktadır. Bu dönemde Kadı adı ile
anılmaktadır. Halk arasında Kışlak Önü (Kışla Önü) diye
bilinen bu muhit ile Balca mevkii üzerinde kurulmuş bir
kenttir.
Firikya'nın Büyük ve Küçük Firikya diye ikiye
bölünmesinden sonra Kütahya ilçeleriyle birlikte Kadı
dahil Küçük Firikyaya verilmiştir. Böylece Küçük Firikya
Epiked kısmında kalmıştır.
19. Yüzyılda buraları dolaşan ve Küçük Asya adıyla
yazdığı eseri dilimize çeviren Sari Taksiye burası
hakkında şu malumatı vermiştir. Nehre hakim olan sivri
esasen burkani doğan üstünde vaktirle bir şato
vardı.Ondan evvelde Kadı şehrinin hisarı bulunmak
tabidir.Yerliler bu mevkiye kale derler.Kaleler üzerinde
yontulmuş bir kaç merdiven basamağı görülmektedir.
Bu dönemde Eski Gediz'in olduğu alan göl
halindedir. Bu merdivenlerden sandallara binilir sefa
yapılır. Balık tutulurmuş.Yakın zamanımıza kadar yontma
merdivenlerin sağında demir toklar mevcuttur. Sonradan
biliniççe bu tokalar yok edilmiştir.
Kadı şehri, Kadımı Makedonya Muhacirleri ile iskan
edilen Bilan meydanındadır. Kadı Bizans hükümdarı
zamanında Piskopos merkezi olmuştur. Baş papazı Filip
beşinci meclisi kebirde mukayyettir.Şehrin nehri
üzerindeki köprüsü yerlilerce bilinen eski
eserdir.Hakikaten Kurunuvusta devrine ait sivri kemer
üzerinde yapılmış bir köprüdür.Çıkıntı başları üzerinde
başları nakışlı biri erkek, biri kadın iki heykel
vardır.
İkinci bilinen adı Ketah'dır. Ketah Kadı şehri
asarlarının üzerinde (Asar ardı diye anılan yerde)
kurulmuştur.
Çok büyük bir depremde Gediz Kalesi ikiye ayrılmış
kitlesel ölümler meydana gelmiştir.Göl suyu
boşaltılmıştır. Nehir yatağı yarılan kaya içinden akmaya
başlamıştır.
Bizanslılar döneminde ise adı Gedenos'tur.Daha
sonra Gedos, olarak anılmıştır.Gediz Germiyanoğulları
idaresinde iken Tavşanlı,Emet, Kütahya ve Simav cihaz
tahrikiyle Osmanlılara verildiği halde burası bu
durumdan hariç bırakılmış Gediz'in Osmnalılara intikali
1428'den sonra olup Emet ile beraber Voyvodalıkla idare
edilmiştir.
Gediz'e 1540 yılında Mustafa Bin Hamza adlı bir zat
tarafından yaptırılan bir cami (Kurşunlu Cami) ile
mimari meşhur Mimar Sinan'ın kalfası olduğu söylenilen
ve 1553 yılında Darüssaade Ağası Gazanfer Ağa tarafından
yaptırılan bir cami(Ulu Cami) ve Hamam Osmanlılar
zamanından kalma tarihi eselerdir.
Gediz kurulduğu tarihden itibaren doğla özelliği
dolayısı ile sık sık tabii afetlere karşı karşıya
kalmıştır. 1875-1901-1911 ve 1945 yılında meydana gelen
sel felaketlerinde toplam 88 kişi ölmüştür. Deprem
afetinde ise Gediz üzerindeki etkisi önceki tarihten
itibaren çok fazla olmuştur. Gediz sel baskını, toprak
kayması ve deprem felaketinin oluşmasına uygun teknotil
yapısı ile 05.08.1970 tarihinde Simav karayolu
üzerindeki Eski Gediz'e 7 km. mesafedeki karılar pazarı
mevkiine her türlü alt yapısı ve ılık anda 2355 konut,
485 iş yeri, köylerde ise 3519 konut yapılmıştır. Daha
sonra ilave edilen birimlerle bu sayı 9359 ulaşmıştır.
GEDÜS GERMiYANI
Gedüs adli
Rum kralı yapısıdır. Evvela Germiyanoğlu Yakup Bey,
ondan Yıldırım Han zaptetmiştir. Kalesini, Kuyucu Murat
Pasa Celali sığınmasın diye yıktırmıştır. Gedüs şehri
Germiyan toprağında Kütahya eyaletinde
serbest zeamettir. Birkaç kere Darüssaade Kapı Ağalığına
has olmuştur. Hatta zeamet subaşçılığıdır. Vali el
koyamaz. 300 akçe ile şerif kazadır. Kethüda yeri,
şeyhülislamı, nakibi uleması çoktur. Azmi zade Çelebi
bir mübarek zattır. Murat Ağa zeamet sahibi Beyzade
Yusuf Ağa ve Silahtar Sipahi Halifesi Gedüs’lü Mehmed
Efendi pederi Mustafa Ağa vilayet ayanındandır.
Gedüs
kayalık bir dere içindedir. Otuz yılda bir meşhur cambaz
taifesi Ged üs’e gelip kale kayasına ip bağlayıp
tepesine çıkan post sahibi pehlivanlar ser çeşmesi olur.
Çoğu parça parça olur. Kale bu derece kayalar üzerinde
yüksektedir. Halk dilinde Cambaz Kalesi derler. Evler
birbiri üstünde kat kattır. Yolları iniş yokuşlar, 2000
toprak örtülü evlerdir.13 mahalle 20 mihraptır.
Bütün
imaret, han, medrese, mektep ve çeşmeleri Gazanfer Ağa
hayratıdır. III. Sultan Murat'ın Kapı ağası imiş. Kagir
dükkanları 95'tir. Buradan doğuya doğru üç saat gittik.
Gedüs İlçeleri :
Murat dağı
eteğinde bir ilçedir. Suyundan içen bütün ahlat-i galiza
(vücuttaki zararlı maddeler) dan kurtulur, yüzüne renk
gelir. Yedi sekiz kere suyuna giren hararetten eser
kalmayıp pamuk gibi olur. Buradan yaylaya çıkıp alabalık
zevki ettik. Kiraz mevsiminde etraftan binlerce kişi
gelip iys ü isret (yiyip içme) ederler. Çünkü temmuz
ayında Gedüs dere içinde olduğundan havası sıcak ve
ağırdır. Bütün Kütahya sularının başı bu Murat dağı
yaylasıdır. Gedüs Nehri de bu dağdan çıkar.
Gedüs'ün
batısında olan Akdağ'dan gayet lezzetli bir su kaynar.
Gazanfer Ağa bu suyu dağlardan ve bellerden geçirerek
büyük paralar sarf edip şehre getirip çeşmelere,
camilere, havuzlara, hanlara, hamamlara dağıtmıştır.
Kütahya’yı
meyve bakımından doyuran yer burasıdır. Üzümü, armudu,
pamuk bezi, üzüm güfteri meşhurdur. Halkı esmer
renklidir. Nimetleri boldur.
Evliya
Çelebi'nin Seyahatnamesi'nden
TÜRKLER'DEN ÖNCE
GEDiZ
Gediz'in
bilinen en eski tarihi Frigyalılar dönemine
rastlamaktadır. M.Ö 8.yüzyılda güçlü bir devlet halinde
tarih sahnesine çıkmış olan Frigya (Phrygia) esas olarak
Orta Anadolu yüksek yaylası, Kızılırmak ve Konya ile
Niğde bölgelerine değin uzanan yöreyi içine almaktaydı.
Frigya Devleti'nin yayılım alanı hakkında kesin bilgi
yoktur. Buna karşılık Eskiçağ yazarları Yunan-Roma
dönemlerinin Frigya Bölgesi üzerine hayli bilgi
vermektedirler.
Sözgelimi 1
.yüzyılın Amasyalı coğrafyacısı Strabon Frigya
Bölgesi'nin sınırları için şunları yazar: "Bitbyniablar'm
güney sınırında Mysia Olympos'u denen dağın etrafında
oturan Mysia ve Frigyalılar vardır ve bu kabilelerin her
biri fidye ayrılmıştır. Frigya'nın bir kısmına Büyük
Frigya denir, ki burada Midas hüküm sürmüştür ve bir
bölümü Galatialilar tarafından işgal edilmiştir. Oysa
Hellespontos (Çanakkale Boğazı) üzerindeki ve Olympos'un
(Uludag) etrafında kişim Küçük Frigya yani Frigya
Epiktetos denen yerdir." Bu tanımlamadan Anadolu'da
küçüğü batıda, büyüğü ise daha doğuda olmak üzere iki
Frigya Bölgesi'nin varlığı anlaşılır. İçinde Midas'in
hüküm sürdüğü Büyük Frigya, bölge olarak doğuda Halys
(bugün Kızılırmak) ve Kappadokia Bölgesi ile
sınırlanıyordu; batıda Lidya Bölgesi ile komşuydu.
Herodotos, Lidya ile sinirin Kydrara adli bir kent
olduğunu bildirmekteyse de, bugünkü Denizli ili içinde
yer aldığı anlaşılan kentin yeri saptanamamıştır.
Xenophon'a (Ksenofon) göre ise Büyük Frygia'nin bati
sınırındaki en önemli yerleşmeleri Kolossai (bugün
Honaz) ve daha kuzeyde Mysia sınırındaki Keramon Agora
(bugün Susuz) idi. Güneyde ise siniri Ikonion (bugün
Konya) oluşturuyordu. Plinius, Frygia'yi güneyden
Lykaonia, Pisidia ve Mygdonia bölgelerinin sınırladığını
yazar. Kuzey sinirini saptamak daha güçtür. Ancak
Ankara’nın kuzeyindeki Köroğlu Dağlarının Paflagonia ile
Frigya'yi birbirinden ayirdigi söylenebilir.
Bu bölgenin
en önemli kentleri, Frggya'nin başkenti denen Gordion
(bugün Yassihöyük) ile bugün Ankara, Kelainai (bugün
Dinar), Kolossai, Kar Ikonion'dur. Ancak Fryglerce
kutsal olan esas bölge Küçük Frigya (Frigya Epikter)
idi. Burası bugünkü Eskişehir ile Afyon karahisar illeri
arasındaki dağlık bölgeyi kapsar. Bu bölgenin en
tanınmış kentleri Aizanoi (bugün Çavdarhisar), Nakoleia,
Pismiskale, Kotyaeion (bugün Kütahya), Dorylaeion
(Eskişehir), Midaion ve Kadoi (bugün Gediz) idi.
Kesin bir
bilgi olmamakla beraber Kadoi (Gediz) şehrinin kurulusu
da Frigyalilar döneminde olmuştur. Halk arasında Kislak
Önü (Kışla Önü) diye bilinen bu muhit ile Balca mevkii
üzerinde kurulmuş bir kenttir.
19.
Yüzyılda buraları dolasan ve Küçük Asya adıyla yazdığı
eseri dilimize çevrilen Sarl Taksiye burası hakkında su
bilgileri vermektedir: Nehre hakim olan sivri esasen
burkani dağın üstünde vaktiyle bir şato vardı. Ondan
evvelde Kadı şehrinin hisarı bulunmak tabiidir. Yerliler
bu mevkiye "Kale" derler. Kayalar üzerinde yontulmuş bir
kaç merdiven basamağı görülmektedir.
Bu dönemde
Eski Gediz'in olduğu alan göl halindedir. Bu
merdivenlerden sandallara binilir sefa yapılır. Balık
tutulurmuş. Yakın zamanımıza kadar yontma merdivenlerin
sağında demir toklar mevcuttur. Sonradan bilinçsizce bu
tokalar yok edilmiştir.
Kadı Şehri,
Makedonya Muhacirleri ile iskan edilen Bilat
meydanındadır. Kadı Bizans hükümdarı zamanında Piskopos
merkezi olmuştur. Şehrin Gediz (Ermus) nehri üzerindeki
köprüsü yerlilerce bilinen eski bir eserdir. Hakikatte
sivri kemer üzerine yapılmış bir Orta Çağ eseridir.
Çıkıntı başları üzerinde başları nakışlı biri erkek,
biri kadın iki heykel vardır.
Yine
Frigler döneminde Asarardi (Hisarardi kelimesinin
bozulmuş hali olmalı) mevkiinde şehri korumak amacıyla
bir kale yapılmıştır. Şehrin su ihtiyacı Ermus (Gediz)
nehrinden sağlanmakta idi. Yine Frigler tanrıları için
Murat Dağı’nda (Dindymon) bir tapınak yapmışlardır. Bu
gün Eski Gediz'in Salur Mahallesi'nde toprak altında
Kadı Şehri’nin kalıntılarına rastlanmaktadır.
Çok büyük
bir depremde Gediz Kalesi ikiye ayrılmış kitlesel
ölümler meydana gelmiştir.Göl suyu boşaltılmıştır. Nehir
yatağı yarılan kaya içinden akmaya başlamıştır.
Kütahya ve
civarıyla birlikte Kadı Şehri Kral Midas döneminde M.Ö.
7. Yüzyılda Kimerlerin hakimiyetine girdi. Daha sonra
Lidya Kralı Alyattes zamanında Kadı ve civarı Lidya
egemenliğine girdi. Bu egemenlik Perslerin Bati
Anadolu'ya hakim oldukları M.Ö. 550 yılına kadar sürdü.
Daha sonraları sırasıyla Büyük İskender’in ve Bergama
Krallığı’nın hakimiyeti altına giren Kadı Şehri, M.Ö.
129 yılında Roma hakimiyetine girmiştir.
Bizanslılar
döneminde ise adi Gedenos'tur. Daha sonra Gedos, olarak
anılmıştır. Bu dönemde şehre köprüler, hamamlar, su
kemerleri ve tapınaklar yapılmıştır. Bu durum bize
Bizanslılar döneminde Kadı Şehri’nin önemli bir merkez
olduğunu göstermektedir. Roma İmparatorluğu’nun M.S. 4.
yüzyılda Hıristiyanlığı resmi din kabul etmesiyle
birlikte şehir Piskoposluk merkezi olmuştur.
GEDİZ TAARRUZU
Bati
Cephesi Komutanı, iki piyade tümenini ve Ethem Bey'in
Kuva-yi Seyyâresi'ni Gediz'deki Yunan tümeni üzerine
harekete geçirebilecekti. Bu hareketten parlak bir sonuç
almayı umuyordu.
Genelkurmay
Başkanlığı, Bati Cephesi Komutanlığı’nın bu teklifini
kabul etmedi. Çünkü düşman ordusu genel durumu
itibariyle bizim ordumuzdan daha kuvvetli idi. Biz, daha
ordumuzu kurmuş ve düzene sokabilmiş değildik.
Cephanemiz miktarı da ağırdan almamızı gerektiriyordu.
Bütün cephe kuvvetlerimize müracaat ederek ve az çok
üstün bir kuvvet toplayarak, Gediz'de düşmana karsı
süratle bir basari kazanmak belki mümkün olabilirdi.
Fakat kuvvetlerimiz ve hazırlığımız, böyle bir basariyi
genel ve sonuç aldırıcı bir başarıya götürmeye elverişli
değildi. O halde, bütün ise yarayan kuvvetlerimizi,
sinirli ve geçici bir basari elde etmek için kullanmış
ve yıpratmış olacaktık. Bu takdirde, düşman bütün
kuvvetleri ile bir karşı taarruza geçerse, her tarafta
yenilgi kaçınılmaz olurdu. Bundan dolayı da cephenin ve
Hükümet’in şimdilik ordu teşkilâtını genişletmek ve
mevcudunu artırarak cepheyi kuvvetlendirmeye çalışmak
gerekiyordu. Memleketin ölüm kalım meselesi demek olan
Bati Cephesi'nde özel ve sinirli düşüncelere kapılmak
doğru bulunmuyordu.
Genelkurmay
Başkanı bu Gediz taarruzunun yapılmamasında ısrar etti.
Bati Cephesi Komutanlığı ile, haberleşme yoluyla
anlaşamadı. Bizzat Ankara'dan Eskişehir’deki Bati
Cephesi Karargâhı’na gitti. Genelkurmay Başkanı İsmet
Pasa ile Bati Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa’nın bu
görüşmeleri sonunda, Ali Fuat Pasa durumu yerinde bir
daha inceledikten sonra karar vermek üzere, hareketi
ertelemiştir. Fakat, birkaç gün sonra, Cephe
Komutanlığı’nca gönderilen rapordan taarruza karar
verildiği anlaşılmıştır.
Efendiler,
o günlerde bu taarruz lehinde, her tarafta ve Meclis'te
müthiş bir propaganda yapılıyordu.
"Düşman
Gediz'de tek başınadır. Biz onu orada yok ederiz. Parlak
bir durum ortaya çıkar. Zaten Yunan ordusu kaçmaya
hazırdır" sözleriyle, Gediz taarruzunun gerekli olduğu,
neredeyse genel bir kanaat haline getirilmek
isteniyordu.
Sonunda,
Bati Cephesi Komutanı, 61' inci ve 11' inci Tümenler ve
Kuvve-i Seyyareler'le 24 Ekim 1920'de Gediz'deki düşmana
taarruz etti.
Efendiler,
dalgalı, disiplinsiz, emir ve komutasız bazı
hareketlerden sonra, bildiğiniz üzere, Gediz'de
yenildik.
Yunan
ordusu bu harekete cevap olmak üzere, 25 Ekim 1920 günü
Bursa Cephesinden taarruza geçti. Yenişehir’i ve
İnegöl’ü işgal etti. Uşak’tan, Dumlupınar sırtları
ilerisinde bulunan birliklerimize saldırdı.
Birliklerimiz, Dumlupınar sırtlarına kadar çekildi.
Böylece
Efendiler, cephenin her tarafında yeniden genel bir
yenilgiye uğradık.
Bati Cephesi Komutanı’nın, taarruza geçmesinden dört gün
sonra Bakanlar Kurulu'nda su telgrafı okundu :
Genel
Kurmay Başkanlığı’na, Çandarhisar 27/28.10.1920
Birliklerin
savaş kayıplarını sür'atle telâfi ihtiyacındayız. Gediz
savaşı, üç yüz savaşçıdan kurulu birliğin, bir taburun
savaş görevini yapmasına yeterli olmadığını
gösterdiğinden, tabur mevcutlarını dörder yi.iz
savaşçıya çıkarmak mecburiyetindeyiz. Bu savaşlar
dolayısıyla, bütün depo birlikleri bile cepheye
sürüldüğünden yetişmiş, silâhlı ve teçhizatlı bin ikmal
erinin, özellikle Ankara'daki birliklerinden, bu mümkün
değilse en yakın bir yerden acele olarak gönderilmesini,
Askerî
manevralar ve savaşlar giydirilebilen erlerin bile
elbiselerini, ayakkabılarını parçalamış, dünden beri kar
yağan dağlarda asker çıplak ve yalın ayak kalmıştır.
"Cephe Komutanlığı Vekilliği" emrinde hiçbir şey
olmadığından, özellikle kaput, ayakkabı, pamuklu,
elbise, yelek, kuşak; kısacası, hava şartlarından
korunmak için ne verilmek gerekiyorsa, on beş bin
hesabıyla acele olarak gönderilmesini arz ve rica
ederim.
Millî
Savunma Bakanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı’na ve bilgi
edinilmesi için Cephe Komutanlığı Vekilliği’ne
yazılmıştır. ( Bati Cephesi Komutanı Ali Fuat)
Efendiler,
Bati Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa’nın, daha Gediz
savaşının yapılmakta olduğu bir sırada okuduğumuz bu
telgrafında yazılmış olanlarla, bunlarda sezilen anlam
ve zihniyetin pek dikkate değer görülmesi tabiîdir,
sanırım. Askerin durumu, kuvvetimizin miktarı,
hazırlığımızın derecesi, bütün memlekette her bakımdan
muhtaç olduğumuz muz kaynakların kudret ve kabiliyeti,
elbette bu telgraf tarihinden üç gün önce Bati Cephesi
Komutanlığı’nca biliniyordu. Her sey tamam olup da,
bunlar Gediz Muharebesi'nin yapıldığı üç beş gün içinde
mi mahvolmuştu? Bilinmekte olan bütün gerçeklere rağmen,
Bati Cephesi, Genelkurmay kurmay Başkanlığı tarafından
mi taarruza zorlanmıştı?
Söz konusu
telgraf, Bakanlar Kurulu'nda okunduktan sonra altına su
not yazılmıştı :
Bakanlar
Kurulu'nca okundu. İleri sürülen sebepler ve olaylar
akla yatkın bulunmadı. Gerekli yardımın yapılacağı
tabiidir. 3' ncü Alay'dan beklenen kuvvet
gönderilecektir.(İsmet).
http://www.adk.boun.edu.tr/ataturk/kendi_kaleminden/nutuk/8.htm
TÜRKLERIN IDARESINDE
GEDIZ
Malazgirt
Muharebesinden sonra Türkler, hızla Anadolu'nun fethine
giriştiler. 1071 yılından sonraki birkaç yıl içinde
Anadolu'nun hemen tamamı Türkler tarafından fethedildi.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin ilk hükümdarı Kutalmışoğlu
Süleyman Sah'in kardeşi Melik Mansur, 1074 yılında
Kütahya ile beraber Gediz'i de fethetti. Gediz Tarihi
üzerinde değerli çalışmaları olan Merhum Osman ÖNDER
Gediz'i Aydınoğlu Umur Bey'in fethettiğini söylüyorsa da
elimizde bu konuda yeterli deliller yoktur. Yirmi yıl
kadar Türk hakimiyetinde kalan Kütahya ve civarı , 1096
yılında başlayan birinci Haçlı Seferi sonucunda tekrar
Bizans İmparatorluğu Hakimiyetine geçti. (1097)Sultan 2.
Kılıçarslan'ın, ülkesini on bir oğlu arasında
paylaştırması sırasında Kütahya, dolayısıyla Gediz,
Giyaseddin Keyhüsrev 'in hissesine düştü. Daha sonra
kardeşler arası taht kavgaları sırasında durumdan
yararlanan Bizans, Kütahya 'yi ele geçirdi ise de Sultan
Alaattin Keykubat zamanında Selçuklu kumandanlarından
Imadüddin Hezar Dinari tarafından üçüncü defa ele
geçirildi (1230).
Kösedağ
Savaşı’nın ardından zayıflamaya sürecine giren Selçuklu
toprakları üzerinde Anadolu Beylikleri hakimiyetlerini
ilan ettiler. Kütahya ve civarı ile birlikte Gediz
toprakları da Germiyanoğulları'nın eline geçti. Gediz
Germiyan oğulları’nı idaresinde iken Tavşanlı,Emet,
Kütahya ve Simav çeyiz yoluyla Osmanlılara verildiği
halde burası bu durumdan hariç bırakılmış Gediz'in
Osmanlılara intikali 1428'den sonra olup Emet ile
beraber Voyvodalikla idare edilmiştir.
Gediz'e
1540 yılında Mustafa Bin Hamza adli bir zat tarafından
yaptırılan bir cami (Kurşunlu Cami) ile mimari meşhur
Mimar Sinan’ın kalfası olduğu söylenilen ve 1553 yılında
Darüssaade Ağası Gazanfer Ağa tarafından yaptırılan bir
cami(Ulu Cami) ve Gazenfer Hamamı Osmanlılar zamanından
kalma tarihi eselerdir. Yine Murat Bey Medresesi, Murat
bey Köprüsü, Ömer Bey Camii, Ömer Bey Medresesi,
Sunullah Çelebi Hamamı Osmanlılardan kalma diğer
eserlerdir.
1287 (1871)
Tarihli Hüdavendigar Salnamesi'ne göre Gediz'in nüfusu
hepsi Müslüman olmak üzere 15916'dir. Yine ayni
salnameden edindiğimiz bilgiye göre 3581 hane ve 15
mahalle bulunmaktadır.
Yine 1287
(1871) tarihli Hüdavendigar Salnamasi'nde yer alan "Gedüs
Müdürlüğü; İşbu müdürlük bu kere kaymakamlığa tahvil
olunmuş ise de mecalisi henüz teşkil olunmadığı gibi
memurlar dahi tayin olunmadığından sene-i ibtidayeye
terk olunmuştur." İfadelerinden anladığımıza göre Gediz
1871 yılında ilçe olmuştur. Fakat kaymakam ve diğer
memurlar atanmamıştır. Ancak 1293 (1877) tarihli
Hüdavendigar Salnamesi'nde kaymakamın Mehmet Sabit
Efendi olduğu belirtilmektedir. Belediye başkanı olarak
Hacı Ali Ağa’nın isminden bahsedilmektedir. Bu sebeple
bazı kaynaklarda Gediz'in ilçe olma tarihinin 1851
olarak zikredilmesinin gerçekle bir ilgisinin olmadığı
anlaşılmaktadır.
Gediz
kurulduğu tarihten itibaren doğal özelliği dolayısı ile
sik sık tabii afetlere karşı karşıya kalmıştır.
1875-1901-1911 ve 1945 yılında meydana gelen sel
felaketlerinde toplam 88 kişi ölmüştür. Deprem afetinde
ise Gediz üzerindeki etkisi önceki tarihten itibaren çok
fazla olmuştur. Gediz sel baskını, toprak kayması ve
deprem felaketinin oluşmasına uygun teknotil yapısı ile
05.08.1970 tarihinde Simav karayolu üzerindeki Eski
Gediz'e 7 km. mesafedeki karılar pazarı mevkiine her
türlü alt yapısı ve ilik anda 2355 konut, 485 is yeri,
köylerde ise 3519 konut yapılmıştır. Daha sonra ilave
edilen birimlerle bu sayı 9359 ulaşmıştır. |